|
Bir tasarımcı, aklındaki modelleri boş bir kağıda çizerek tasarlar.
Tasarımcının o ana kadar gördüğü her şey, tasarımını şekillendireceği
örnekleri oluşturur. Çünkü doğadaki her form, her şekil bir tasarımdır.
Hiçbir tasarımcı daha önce hiç görmediği, hiçbir şekilde bilgi sahibi
olmadığı bir şeyi tasarlayamaz.
İsterseniz öncelikle bir tasarımcının yeni bir tasarım meydana getirirken
izlediği yolu aşama aşama inceleyelim: Tasarımcı öncelikle, tasarlayacağı
materyalin kullanım amacını, işlevini belirler. Daha sonra tasarımın
kullanıcısını ve onun ihtiyaçlarını göz önünde bulundurarak, tasarımın
sınırlarını tespit eder.
Dünyadaki meslek grupları arasında belki de en sakin ve rahat şartlarda
çalışanlar endüstri ürünleri tasarımcılarıdır. Bunun nedeni iyi bir
tasarımın, çok çalışıp gayret göstermenin yanında, o an insan aklına
iyi bir fikir veya detayın gelmesi ile alakalı oluşudur. Bu aşamada
tasarımcının elinin altında bulunan, boş bir kağıt ve kalemden başka
bir şey değildir. Bu arada tasarlayacağı materyalle ilgili olarak daha
önce dizayn edilmiş örnekleri de araştırdığını ve incelediğini unutmamak
gerekir.
Aylarca süren eskiz çizimlerinde tasarımcı belki de yüzlerce dizayn
çizer. Daha sonra bunlar incelenir ve içlerinden işlev/estetik oranı
en elverişli ve üretime en uygun olan bir veya daha fazla çalışma seçilir.
Bundan sonra üretim sürecinde çıkması muhtemel detaylar üzerinde çalışılır.
Önce tasarımın ufak ölçekli bir modeli yapılır. Böylece çizimler ilk
defa üç boyuta çıkmış olur. Daha sonra tasarımın bitmiş şeklinin görülebilmesi
amacıyla birebir boyutlardaki bir modeli de yapılabilir. Bütün bu işlemler
zannedildiği kadar kısa sürmez, bilakis senelerce vakit alabilir. Daha
sonra, oluşturulan heykel model üzerinde bazı deney ve testler yapılır.
Kullanıcıya olan uygunluğu araştırılır.
Piyasaya yeni çıkan bir tasarım, ilk başta doğal olarak görünüşü ile
ilgi çeker. Müşterilerinin beğenisini kazanır. Genelde bir malın satışındaki
ilk faktör şekil, renk gibi öğeleri içeren dış görünüşüdür, daha sonraki
faktör ise fonksiyonudur.
Görüldüğü gibi bir ürünün tasarımı için, ilk adımdan üretim aşamasına
kadar oldukça zahmetli bir süreç gerekir. Oysa tüm tasarımların gerçekte
tek bir sahibi vardır ve O'nun için yaptığı işlerde hiçbir zahmet yoktur.
Allah tüm canlıları kusursuzca ve tek bir "ol" emriyle yaratmaktadır.
Bir ayette bu gerçek şöyle bildirilir:
"Gökleri ve yeri (bir örnek
edinmeksizin) yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca
ol der, o da hemen oluverir." (Bakara Suresi, 117)
Örneksiz yaratma ve yoktan var etme gücü yalnız Allah'a mahsustur.
İnsan ise sadece olanları kopya eder. İşin daha derinine inilecek olursa,
tasarımı yapan insanın zaten en güzel surette tasarlandığı gerçeği ile
karşılaşırız. Allah canlıları ve insanı yoktan var etmiş ve insana da
bir tasarlama yeteneği vermiştir.
Sadece insan becerisiyle yapıldığını sandığımız birçok şeyin tasarımı
ise, gerçekte doğada mevcuttur. Büyük bir bilgi birikimi ve insanların
yıllar süren araştırmaları sonucu ortaya çıkan yapılar veya teknolojik
ürünler, doğada zaten milyonlarca yıldır durmaktadır.
Bunun farkında olan tasarımcılar, mimarlar ve bilim adamları canlıların
yaratılış özelliklerini kendilerine örnek alarak, yeni modeller üretme
yoluna gitmişlerdir.
ndi kullandıkları tekniklerle doğadaki mükemmel teknikler arasında
çok büyük bir fark olduğunu da hayretle fark etmişlerdir. Bu da onları
doğaya hakim olan üstün bir Akıl Sahibi'nin varlığına götürmüştür. Çünkü
tüm bu inceliklerin tesadüflerle oluşmasının imkansızlığını görmektedirler.
Bilim yoluyla kavradıkları bu üstün aklın sahibi, kuşkusuz göklerin
ve yerin Rabbi olan Allah'tır.
Söz gelimi, önceleri "V" biçimli yapılan gemi pruvalarına,
yunuslar incelendikten sonra, "yunus burnu" adı verilen bir
çıkıntı yerleştirilmiştir. Çünkü, yunusların burun tasarımlarının, suyun
en mükemmel biçimde yarılması için ideal olduğu anlaşılmıştır. Elbette
yunusun sadece burun yapısı değil, taşıdığı tüm özellikler kendisi için
idealdir çünkü her biri "kusursuzca yaratan" (Haşr
Suresi, 24) Allah'ın eseridir.
Bu bölümde, yunus örneğinde olduğu gibi doğadan taklit edilerek yapılan
modellere yer verecek ve Allah'ın yaratışındaki üstünlüğe dikkat çekeceğiz.
Canlılardaki herbiri tasarım harikası olan bu özellikler, Allah'ın büyüklüğünü
takdir etmek bakımından önemlidir. Burada yer verilen canlıların özellikleri
milyonlarca yıldır yani yaratıldıkları andan beri vardır. Oysa insanoğlu
bunları ancak son bir iki yüzyıldır taklit edebilmektedir. Allah'ın
yüceliğini görebilenler için, doğadaki herşey böyle özelliklerle donatılmıştır.
Bu durum bir ayette şöyle belirtilmiştir:
"(Bunlar,) 'İçten Allah'a yönelen' her kul için 'hikmetle
bakan bir iç göz' ve bir zikirdir." (Zariyat Suresi, 8)
Böcekler
ve Robot Teknolojisi
Böceklerle ilgilenen sadece mimarlar değildir. Elektronik mühendisleri
de robot teknolojisini geliştirmek için böcekleri gözlemlemeyi ihmal
etmezler. Böceklerin bacakları model alınarak yapılan robotlar, yere
daha dengeli basmaktadır. Ayaklarının ucuna özel vantuzlar yerleştirilen
böcek robotlar, sinekler gibi duvarda yürüyebilmektedir. Bir Japon firmasının
böceklerden esinlenerek yaptığı robot, tavanda yürüme özelliğine sahiptir.
Firma, üzerine hassas alıcılar yerleştirdiği bu robotu köprülerin alt
yüzeylerini kontrol etmekte kullanmaktadır.48
Amerikan ordusunun uzun zamandır mikromakineler ile yakından ilgilendiği
bilinmektedir. Profesör Johannes Smith’e göre, aynen karınca görünümündeki
bir robotu bir milimetreden küçük bir motor rahatlıkla hareket ettirebilecektir.
Bu şekilde yapılacak bir robotun, karınca ordusuyla düşman radarlarına,
uçak motorlarına ya da bir bilgisayar terminaline rahatlıkla girip zarar
verebileceği hesaplanmaktadır. Nitekim Japonya’nın iki büyük endüstri
kuruluşu Mitsubishi ve Matsushita ortak çalışma ile karınca robotlar
için ilk adımı atmış durumdadır. Bu ortak çalışmanın ürünü 0,42 gram
ağırlığında ve dakikada 4 metre yürüyebilen bir mini robot olmuştur.
|
|
Böcekten Modern
Tren İstasyonuna
1987 yılında Fransız politikacılar, hızlı tren TGV'nin işleyeceği
hatta bulunan Lyon-Stolas İstasyonu için mimar Santiago Calatrava'yı
çağırdılar. Amaçları istasyon için nasıl bir yapı düşündüklerini
anlatmaktı. Bu yeni istasyon, görkemli, çarpıcı ve atılımcı
nitelikler taşıyan bir simge olmalıydı. Calatrava, istekleri
dinlerken önündeki bir kağıda bir böcek resmi çizdi. İlham
kaynağı bir böcek olan bu istasyon dinazor kemiği görünümüdeki
beton sütunlarla desteklendi. Ayrıca yapının bir böcek kabuğunda
rastlanabilecek canlılıkta yeşil ve mavi renklerle aydınlatılması
da ihmal edilmedi. İstasyon, Temmuz 1994'te açıldığında politikacıların
tüm isteklerini karşılayan ihtişamlı bir eser ortaya çıkmıştı. |
|
Gemi pruvası -
Yunus
 Yunusların burun çıkıntısı, modern büyük gemilerin
pruvasına model olmuştur.
Günümüzde inşa edilen büyük gemilerde "V" şeklindeki pruvalar
yerine yunusların burun çıkıntısına benzer bir yapı kullanılmaktadır.
Bu biçimdeki pruva su yüzeyini daha iyi yarmakta, böylece
daha az enerji harcamasıyla daha süratli yol alınması sağlanmaktadır.
Yunus burnu şeklindeki bu tip pruvalardan % 25’e ulaşan
oranda yakıt tasarrufu sağlamaktadır.
|
|
Concorde - Yunus
Yunus pruvası aynı zamanda Concorde’un
tasarımcılarına da model olmuştur. "Mühendisler, havanın
Concorde'un dış yüzeyinde yaptığı sürtünmeyi engellemek
için yaptıkları çalışmada, yunus balığının iğ biçimindeki
burnundan etkilendiler. Bu balığın kuyruk yüzgeci suyun
içinde adeta bir motor görevi görüyor. Concorde'un da motorları
yunustaki gibi arkaya yerleştirilmiş ve mükemmel bir sonuç
elde edilmiştir."
|
|
Denizaltılar
- Yunus
Yunusların mekik biçimindeki vücut yapıları
onlara büyük bir hızda hareket yeteneği kazandırmaktadır.
Ancak bilim adamları balığın bu kadar hızlı gitmesinde büyük
bir rol oynayan başka bir yapı daha keşfettiler:
Yunus derisi üç katmandan oluşur.
Dıştaki katman ince ve çok esnektir; içteki katman kalındır
ve bu katmana plastik kıllı bir fırça görünümünü sağlayan
esnek kıllardan kuruludur. Katmanların üçüncüsü olan ortadaki
ise süngerimsi bir maddeden yapılmıştır. Son hızla yüzen yunus
balığına etki edebilecek ani bir basınç iç katmanlara iletilerek
söndürülür. Alman denizaltı mühendisleri, dört yıllık bir
araştırmadan sonra bu özelliğe sahip sentetik bir kaplama
yapmayı başardılar. Sözkonusu kaplama iki kauçuk tabakadan
olşuyor ve tabakalar arasında yunusun deri hücrelerine
benzeyen kabarcıklar bulunuyordu. Bu kaplamaların kullanıldığı
denizaltıların hızlarında % 250 oranında bir artış görüldü. |
|
 Sonar - Yunus
Yunuslar başlarının önündeki özel bir organdan saniyede 200.000
titreşime sahip ses dalgaları yollarlar. Bu titreşimlerin
yardımıyla sadece yollarındaki engelleri hissetmekle kalmaz
aynı zamanda, yankının özelliklerinden söz konusu cismin yönünü,
uzaklığını, hızını, büyüklüğünü ve şeklini de ayrıntılarıyla
hesaplayabilirler. Sonarın çalışma prensibi yunusların bu
algısıyla aynıdır |
|
Süngerin iskeleti
Deniz süngerinin, cam liflerinden ve ince iğnemsi yapılardan oluşmuş
birbirine geçişli bir iskeleti vardır. Bu iskelet, süngeri her türlü
denizaltı şartından korunmaktadır. Benzer teknikle yapılan BMW binası
ise, denizaltı şartlarında yaşayan süngerin iskeletine oranla oldukça
dayanıksızdır.
 Akbaba-Uçak
Akbaba, kanatlarının ucundaki tüyleri, bir elin parmakları
gibi açarak, kanatlarının oluşturduğu büyük hava girdaplarını
küçültür (solda). Sağdaki resimde ise aynı aerodinamik yapıyı
uçakta da gerçekleştirebilmek amacıyla hazırlanan model
görülüyor.
|
|
Helikopter-Yusufçuk
Savaş araçları ve roketler üreten MBB firması, BO 105 tipi
helikopteri üretirken, Yusufçuğun yapısını ve uçuş stilini
kendine örnek almış.
Helikopter üreten Amerikan Skorsky firması da yusufçuğu
doğrudan helikoptere adapte ederek yeni bir tasarım yapmıştır.
Yukarıda helikopterin tasarımı sırasında, bu işin nasıl yapıldığı
arabasamaklarıyla birlikte görünüyor.
Uçak Kanatları- Yusufçuk
1930'lu yıllarda mühendisler uçakların kanatlarının uçlarını,
havada oluşan akımların yol açtığı titreşimlerin araca zarar
vermemesi için ağırlaştırmaya başladılar. 20 yıl sonra bilimadamları
bu sistemin yusufçuğun kanatlarında öteden beri varolduğunu
farkettiler. Yusufçuğun kanatlarının ucunda siyah küçük
hücreler yoğunlaşarak, uçak kanadının ucundaki ağırlığın
görevini yapıyorlardı...
|
|
Radar
- Yarasa 
Görme duyuları ‘kör’ denebilecek kadar zayıf
olan yarasalar ultrason denilen çok yüksek titreşimli ses
dalgaları yayarlar. Bu sesler saniyede 20.000 titreşimin
üzerinde olduğundan, insan tarafından duyulamaz. Yarasının
yaydığı ses dalgaları havadaki ve yerdeki hayvanlara veya
hayvanın önündeki diğer engellere çarparak yansır. Yarasa,
yansıyan ve kendine gelen bu titreşimlere göre yönünü ve
hareket tarzını belirler. Radarın çalışma prensibi de aynıdır.
|
|
|